reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam

Adım Adım Seçime Doğru

Yayınlanma Tarihi : Google News
Adım Adım Seçime Doğru
reklam

Türk siyaseti, adım adım yeni bir seçim atmosferine doğru ilerliyor.

AKP, önüne çıkan engelleri aşarak, karşısına konulan her siyasi bariyeri geçmeye çalışan bir parkur yarışçısı misali yoluna devam ediyor. Büyük hamleler, siyasi manevralar ve zaman zaman beklenmedik sıçramalarla yarışın içerisinde kalmayı değil, yarışın yönünü belirlemeyi hedefliyor.

Bugün gelinen noktaya baktığımızda, AKP’nin kendi hesabı açısından beklentilerini önemli ölçüde karşılayan bir siyasi tablo oluşturduğu söylenebilir. Ancak asıl dikkat çekici hamlenin, CHP açısından sembolik ve siyasi ağırlığı oldukça yüksek olan Ankara cephesinde yaşandığı görülüyor.

Mansur Yavaş’ın siyasi denklem içerisindeki konumunun zayıflatılması ya da devre dışı bırakılması, bu hamlenin en önemli parçalarından biri olarak değerlendiriliyor. Ankara’nın CHP açısından taşıdığı anlam düşünüldüğünde, bunun sıradan bir siyasi hamle olmadığı açık.

Dahası, CHP’nin güçlü olduğu değerlendirilen bazı belediyelerde yaşanan gelişmeler, parti açısından ciddi bir siyasi baskı oluşturuyor. Belediye başkanlarının görevlerinden uzaklaştırılması, istifa etmeleri veya hukuki süreçlerle karşı karşıya kalmaları, CHP’nin yerel yönetimler üzerinden kurduğu siyasi gücün de tartışmaya açılmasına neden oluyor.

Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan tablo, CHP açısından oldukça ağır bir siyasi muhasebeyi zorunlu kılıyor.

Bir başka ifadeyle, AKP’nin CHP’ye indirdiği siyasi darbe, muhalefet açısından yalnızca bugünün kayıplarından ibaret görünmüyor. Asıl mesele, CHP’nin bundan sonra hangi siyasal hat üzerinden yeniden toparlanacağıdır.

Erken seçim mi, hemen seçim mi?

İktidar açısından seçim tarihinin erkene alınması konusundaki hesapların da yeniden şekillenmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Hatta siyasi atmosferin iktidarın beklentileri doğrultusunda gelişmesi halinde, “erken seçim” tartışmasının yerini “neden hemen seçim olmasın?” sorusuna bırakması bile mümkün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun süredir devam eden siyasi hazırlıkları, Devlet Bahçeli’nin özellikle son dönemde yürüttüğü siyasal girişimler ve yeni dönemde ortaya çıkan farklı siyasi temaslar, önümüzdeki dönemin yalnızca seçim takvimi açısından değil, siyasi ittifaklar açısından da hareketli geçebileceğine işaret ediyor.

Bahçeli’nin yürüttüğü süreçte DEM Parti’nin de denklem içerisinde yer alması, siyasi tablonun eski ittifak kalıplarından farklı bir biçimde yeniden kurulabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.

Diğer partilerden gelebilecek katılımlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla şekillenecek yeni siyasi birlikteliklerin önümüzdeki dönemde daha görünür hale gelmesi artık şaşırtıcı olmayacaktır.

Peki CHP nerede duruyor?

İşte asıl soru burada başlıyor.

Bir tarafta iktidar cephesinin kendi siyasi hesabını adım adım hayata geçirmeye çalıştığı bir süreç var.

Diğer tarafta ise CHP’nin içerisinde ciddi bir siyasi yön tartışması yaşanıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, bütün tartışmaların ve siyasi baskıların gölgesinde kendi siyasi çizgisinde ilerlemeye devam ederken, Özgür Özel dönemindeki CHP ise farklı bir siyasal stratejiyle yol almaya çalışıyor.

Ancak bu iki yaklaşım arasındaki fark, yalnızca kişiler üzerinden okunabilecek kadar basit değil.

Asıl mesele, CHP’nin hangi siyasi anlayışla, hangi toplumsal kesimlere dayanarak ve nasıl bir gelecek programıyla yeniden güç kazanacağıdır.

Bugün CHP’nin karşısına ne kadar büyük setler çekilirse çekilsin, siyasetin temel kuralı değişmiyor:

Siyasette hiçbir yenilgi sonsuza kadar sürmez; ancak hiçbir parti de geçmişteki gücüne yalnızca geçmişine güvenerek yeniden ulaşamaz.

Bu nedenle CHP’nin önündeki asıl mesele, kiminle yarışacağı kadar, nasıl bir siyaset üreteceğidir.

Kılıçdaroğlu’nun siyasi varlığının hâlâ tartışmanın önemli başlıklarından biri olması da bu açıdan dikkat çekicidir. CHP’nin bundan sonra hangi yolu seçeceği, mevcut siyasi dengeleri nasıl okuyacağı ve hangi koşullarda yeniden toparlanabileceği ise önümüzdeki dönemin en önemli sorularından biri olacaktır.

Çünkü seçim yalnızca sandıkta kazanılmaz.

Seçime giden yolun kendisi de kazanılır veya kaybedilir.

Ve Türkiye, bugün tam da o yolun üzerinde ilerliyor.

reklam