reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam

Savaşın Gürültüsünde Kaybolan İnsanlık

Yayınlanma Tarihi : Google News
Savaşın Gürültüsünde Kaybolan İnsanlık
reklam

Bir bebek çığlığı yankılanıyor… Çok uzakta değil.
Dinlersen, belki de hemen yanı başında. Bir annenin haykırışı karanlığı yarıyor; duymak isteyen için aslında mesafe yok. Yeter ki kulak verilsin.

Bugün dünyanın pek çok yerinde savaş meydanlarında yükselen sesler yalnızca silahların gürültüsü değil. Aynı zamanda hükümsüz bırakılmış insanların, yersiz yurtsuz kalmış hayatların çığlığıdır. Her biri bir zamanlar bir evin sıcaklığında yaşayan, bir sofranın etrafında toplanan insanlardı. Şimdi ise çoğu zoraki göçle yurtlarından koparılmış, mekânsız ve çaresiz bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor.

Söndürülmüş ocakların küllerinden başka bir şey kalmamış geriye. Açlık, korku ve belirsizlik… Ve tüm bunların ortasında, dünyanın dört bir yanından yükselen yardım çağrılarına çoğu zaman kapalı kalan kulaklar.

En acı olanı ise şu: Bu savaşların neden çıktığına, hangi hakla sürdürüldüğüne dair net bir cevap yok. Güç dengeleri, çıkar hesapları ve politik hamleler arasında ezilen hep “insan” oluyor. Mazlum halkların çaresizliği, büyük söylemlerin gölgesinde görünmez hâle geliyor.

Oysa ki uzatılan her bir el, bir hayatı değiştirebilir. Bir yaraya merhem olabilir. Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Kim “dur” diyecek bu gidişata?
Kim güçlülerin karşısında güçsüzlere siper olacak?
Kim cesaret edip kol kanat gerecek?

Birçok insan, ülkelerini savunmak isterken hayatını kaybetti. Bu, bir yönüyle “haklı bir direniş” olarak görülebilir. Ancak diğer tarafta, bu direnişin bedelini ödeyen siviller, çocuklar ve masum insanlar var. İşte tam da burada, etik ve çıkar arasındaki o ince çizgi belirginleşiyor.

Her devlet, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder. Bu, uluslararası sistemin gerçeğidir. Ancak bu gerçek, her kararı meşru kılar mı? Bir ülke, kendi menfaatleri uğruna savaşa girerken; bunun doğuracağı insani yıkım göz ardı edilebilir mi?

Belki de asıl sorgulanması gereken budur:
Güvenli bir gelecek inşa etme iddiası, başkalarının geleceğini yok ederek mümkün olabilir mi?

Daha yaşanabilir bir dünya için mücadele etmek, sadece savaş meydanlarında değil; vicdanlarda başlar. Savaşları durduracak olan yalnızca silahların susması değil, aynı zamanda insanlığın yeniden hatırlanmasıdır.

Çünkü bir bebeğin çığlığı, aslında hepimize yöneltilmiş bir sorudur:
Gerçekten duyuyor muyuz?

reklam