reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam

HIRS-DÜŞÜŞ-TEFEKKÜR

Yayınlanma Tarihi : Google News
HIRS-DÜŞÜŞ-TEFEKKÜR
reklam

Nazlı nazlı salınan yüz bin yıllardır oradan akıp giden nehrin oluşturduğu kıvrımlara bakıp bir sigara daha yaktı, dümdüz ovadaki yemyeşil bağların beyaz bağ direklerinin nizamına baktı.

Torunu, son kökleri kontrol edip ona doğru yürümeye başlamıştı. Vakit ne garip akıyordu, insan hayatı bu koca kâinatta neye tekabül ederdi ki? Aklı geçmişe gitti yine, nerede hata yapmıştı, nasıl bu hale gelebilirdi?

Öykü yıllar yıllar önce başlıyor, karanlık doksanlı yıllar, yer Türkiye, şehir Ege’de bir kasaba.

Şehrin ileri gelenleri siyasete karışmamış temiz bir oğlan arıyorlardı, geçmiş nesiller kendini kirletmişti hem söz dinlemezdi onlarla uğraşmaya gerek yoktu.

Hiç siyasete karışmamış oğlanı, evde FİFA oynarken buldular. Çocuk okulda, hırslıydı, notları yüksekti, hatasızdı, hep sanki bir şeylere hazırlanıyor gibiydi. Şehrin ileri gelenleri için biçilmiş kaftandı.

Akranı olan gençler memleket iyi durumda değil diye çıkış yolları arayıp başını derde sokarken o hep ağabeyini dinleyip başına iş açmazdı. Telaşlı sevecen ve suçu olmadığını bildiği genç arkadaşlarıyla değil başkalarıyla oturup kalkardı. Okuluna gider gelir ne bir kulübe ne bir öğrenci derneğine katılırdı, başını derde sokacak hiçbir etkinliğe girmezdi.

Gittiği her yerde sevdirirdi kendini, sempatikti, korkunca bile çok komik görünüyordu, korkudan sapsarı olmuş gözlerini kocaman açar alt dudağını sallar, susar bakardı.

İleri gelenlerden verilen ödevleri sorgusuz sualsiz yapardı, zamanla ortaokulda defterine yüzlerce defa yazdığı büyüyünce büyük adam olacağım cümlesi gerçek olmaya başladı. Belki defterine yüzlerce değil binlerce defa yazsa, daha çok inansaydı yazdığına, bunun olacağına, sanırım az yazdım diye düşünüp dumanı burnundan verdi.

Avukat bir ağabeyi vardı, şehrin ileri gelenlerine ilk o tanıtmıştı. Yuvadan uçtuğunda bile bağlarını korudular, aralarındaki sevgi, saygı hiç kopmadı. Şimdi ise telefonlarına bile dönmüyordu. Kendi kendinin başına açtığı işleri düşününce boğazından yüzüne yükselen kırmızılığı sıcaklığı hissetti. Ne yapmıştı da bu hale gelmişti? Herkesin yaptığını yapmıştı, o yapmazsa başkası yapacaktı zaten. Habil ile Kabil öyküsü.

Torunu elinden tutup hadi eve dönelim dede dediğinde bile aklında hep aynı soru vardı, ben kendimi nasıl bu duruma düşürdüm?

24.Mayıs.2026-Bornova/İZMİR

reklam