reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam

BEYOĞLU TEHLİKEDE

Yayınlanma Tarihi : Google News
BEYOĞLU TEHLİKEDE
reklam

İSTANBUL’UN GÖZBEBEĞİ BEYOĞLU TEHLİKEDE

Nereden çıktı? Ne tehlikesi demeyin.

Kırk yılı aşkındır Beyoğlu’nda yaşıyorum. GENÇLİĞİM, ÖZGÜRLÜĞÜM, EMEĞİM ve AİLEM BEYOĞLU.

PERA’nın iki yüzü vardır; çeperlerin içi, çeperlerin dışı… Eskiden Pera, çeperlerin dışını taşra olarak görürdü. Her ne kadar Metropol merkezi olsa da PERA seçkindi. Çünkü tarih, kültür- sanat ve modanın ışıldadığı yerdi PERA.

Son 20 yıldır PERA her gün özgün dokusunu kaybediyor, yağmalanıyor. Eski Pera’dan eser kalmadı.

Tehlikenin çanları her gün daha da yüksek sesle çalmaya başladı.

Artık sokaklarında rahat, güvenle gezemiyorsun. Çünkü PERA istila edilmiş, PERA işgal altında. Arap’ı, Pakistanlısı, Afrikalısı, Afganistanlısı, Iraklısı derken, saymakla bitiremeyeceğim ülke vatandaşları ve son olarak da sözde “sığınmacı” Suriyeliler dört bir yanı sardı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri tiyatronun, dans ve operanın, kaliteli eğlencenin, güzelim konserlerin, sanat galerilerinin, sivil toplum buluşmalarının merkezi Beyoğlu Araplaştırıldı.

Koca Beyoğlu, göz göre göre ARAPLAŞTIRILDI.

Takım elbiselerini tayyörlerini giyip İstiklal Caddesi’ne gezmeye çıkan hanımefendiler, beyefendiler yok artık. Üniversite yıllarının en keyifli zamanlarını Beyoğlu’nda yaşayan Türk gençleri de yok artık.

Beyoğlu işgal altında ve burada vurgulamaya çalıştığım konu, asla ırkçılık değil!

Elbette, seyahat özgürlüğü vardır. Elbette, yabancılar ülkemize turistik ziyaretler yapacaktır. Yabancı merkezli firmaların, konsoloslukların çalışanları ve ülkemize yerleşen iş insanları, sanatçılar olacaktır.

Tarihine, kültürüne, dokusuna zarar vermeden, yerleşik ulusun-yerel halkın huzur ve güvenliğini bozmadan yaşamaları da olağandır. Pera’nın da kapılara herkese sonuna kadar açıktır.

Kentleri kent yapan kültürüdür. Beyoğlumuz’un da kendine has bir kültürü vardı.

Çok üzgünüm ama artık eser kalmadı.

Artık evlatlarımız, kadınlar, yaşlılar ve gençlerimiz hepimiz tedirginiz, Korkuyoruz. Caddelerine sokaklarına rahat çıkamıyoruz, tehlikedeyiz. On dakika eve geç gelenimiz olduğunda korkuyoruz, tedirgin oluyoruz.

Sokaklar zehir kokuyor, tehlike saçıyor.

Sözde “aile” yapısını savunan ikiyüzlü iktidarın, kendi milletine düşman politikaları yüzünden bunları yaşıyoruz.

Borç batağında yağmalanan bir ülkeden bahsediyoruz artık.

Kimin ne olduğunu bilmediğimiz binlerce başıboş yabancı uyruklu sokaklarda cirit atıyor.

Bu kalabalık, bu istila turistik gezi değil.

Bu kalabalık, ülke ekonomisine katkı sunacak bir kafile de değil.

Bu kalabalık ülke ekonomisini batıran, kültürünü yok eden, aile yapısını zedeleyen, rahat gezme özgürlüğünü kısıtlayan ve ciddi güvenlik sorunları doğuran tehlikeli bir kalabalık.

Bu gidişat, oturduğun mahalle ve sokakta yabancılaşma gidişatıdır.

Bu gidişat elinde kitap, cebinde kalem taşıma yerine; elinde sopa, cebinde bıçak taşıma gidişatıdır.

Çantada cüzdan yerine biber gazı taşıma gidişatıdır.

Güvenli bir kent, güvenli bir mahalle istemek ırkçılık değildir. Her bir bireyin anayasal hakkıdır.

Devlet kendi vatandaşlarının hakkını, hukukunu korumak zorunda.

Peki Devlet var mı ortada?

Devlet, zam-zulüm yapmaktan başka bir şey düşünemez oldu.

Bir verip beş almanın derdinde, heybede satılacak ne kaldı onun derdinde.

Halkı çoktan unuttu.

Sırça köşklerde yaşamakta, bir eli yağda bir elli balda.

Ye babam ye derdinde…

Bizler de suskun ve çaresiz bakmayı seçerse, yarınlar çok daha karanlık olacak.

Umutları yeşertecek, birbirimize omuz vererek bu karanlık oyunları dirayet ve kararlılıkla bertaraf edecek olan bizleriz.

Sokağına, mahallene, semtine, Beyoğlu’na sahip çık!

Aydınlık günleri yaratmak hepimizin elinde…

reklam