

BU PAZAR BAŞKA PAZAR
Bu pazarda sömürü var.
Cumhuriyet tarihimizin ilk elli yılık döneminde hem siyaset hem de siyasal yaşamımız hep sömürü üzerine kurulmuş.
Oysaki Cumhuriyet’in ilk elli yılı siyasal yaşamımızda tarihi devrimlerle doludur.
Milli mücadeleyi kazanmış, genç bir Cumhuriyet’in kuşakları; aydınlanma, kalkınma, çağdaş, demokrasilere uygun adımlar atılmış ve muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için çalışmalara başlamışlardı.
Tam bağımsız Türkiye hayali, sanayi devrimi ile olacağını ve bu doğrultuda olmazsa olmazları da Sanayi Devrimi idi.
Düşünün ki bundan tam yüz yıl önce her tarafını demir ağlarla ördüğü Türkiye’nin her coğrafyasına fabrikalar kurmuşlar.
Kayseri’de uçak fabrikası, Eskişehir’de otomobil fabrikası, demir çelik fabrikaları, Bursa kumaş fabrikası, şeker fabrikaları, çimento fabrikaları, PETKİM TÜPRAŞ’ı sayamayacağım yüzlerce kazanımlar bulabiliriz.
Cumhuriyetin yüzüncü yıl sonuna gelindiğinde, yüz yıllık kazanımdan sata sata bir şeyin kalmadığını görmekteyiz.
Peki cumhuriyet bunca mirasını yiyenler, satılan bunca yatırımlarını yiyenler yerine ne koydular? Ne yazık ki koca bir yalan başka bir şey değildir.
Yüz yıl önceki teknoloji ile bugünkü teknolojiyi karşılaştırıp, o günkü yatırımların karışına bunları koymak, ahmakça bir davranıştan öteye bir şey değildir.
Yüz yıl önce mekanik olan, bugün ise elektronik olan bir teknolojisi ile günümüzü karşılaştırmak, hayatında hiçbir kitabın sayfasını açmadığı anlamına gelir. Üç sayfa kitap okuyabilen bir kişi bunları mutlaka görebilir.
Görmemesi için ya okumamış ya da algılama sıkıntısı var demektir.
Otobanlar, metrolar, demir yolları, hızlı trenlerle 90 yıl sonra yapımına başlanılan otomobille övünmek yüz yıl geriden gelmek anlamına gelir.
Bunun içindir ki Cumhuriyet’in ilk kuruluşunda en çok önem verdiği alan eğitimdir.
Eğitimin ne kadar önemli olduğunun göstergesi, doksan yıl önce temellerinin atıldığı köy enstitüleridir.
İsmail Hakkı Tonguç
Cumhuriyet’in ilk elli yılında eğitim için seferberliğin öncülerinden Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç’un başlattığı Köy Enstitüleri’nde teorik eğitimin yanında, pratik eğitimle de tarih yazmışlardır. Amaçlar kurtuluş mücadelesinden çıkan genç bir cumhuriyete eğitim olmadan asla kalkınma ve ilerleme olmayacağını, bu amaçla da eğitim için adeta seferberlik ilan etmişlerdir.
Genç cumhuriyet 1940 yıllarına gelindiğinde artık bir yol ayrımındaydı. Din sömürüsü yavaş yavaş su yüzüne çıkamaya başlamıştı.
1920-1950 yıllarında eğitim programlarından çıkarılan din dersleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olduğu tek partili dönemde konuşulmaya başlandı.
1949 yılına gelindiğinde, din dersleri Cumhuriyet Halk Partisi tarafından seçmeli ders olarak uygulamaya konuldu. Bu da cumhuriyetin temel değerlerine yerleştirilmiş dinamit oldu.
Din sömürüsünün ilk mihenk taşlarının konulmasına yol açtı.
Unuttukları bir şey vardı. Bundan sonra her kim ki din sömürüsüne sırtını dayayacaksa mutlaka yıkılacağıydı.
1950’li yıllara gelindiğinde artık sağ siyaset için kurulacak pazar din sömürüsü oldu.
Dwight D. Eisenhower/ Eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı – Adnan Menderes
Sağdaki Pazar
Uğur Mumcu, Köy Enstitüleri panelinde yapmış olduğu konuşmasında şöyle der:
Cumhuriyet Halk Partisi din derslerini kabul etti, yıkıldı. Vermiş oldukları bu ödün onları kurtaramadı.
Demokrat Parti 1957 Saydi Nursi Cübbesini bayrak yaptı, yıkıldı.
Süleyman Demirel, Nurcuların Süleymancılara tarikatların sakalını okşadı, yıkıldı, kaybetti.
Menderes, Demirel, Özal
Haç seferleri düzenleyen ANAP yıkıldı.
Her kim ki din sömürüsünü kullanmışsa mutlaka yıkılmıştır.
Evet, din sömürüsü hep yıkıldı ancak o pazar hiçbir zaman kapanmadı.
Sağda kurulan siyasi partiler o pazardan hep payını aldılar.
Din sömürüsüne dayalı bunca sağ parti yıkıldı. Yerine yenisi kurulan din sömürüsüne dayalı parti sırtını yine dine dayadı ve iktidar oldu. Bu pazarda sömürü hiç bitmedi ve bitmeyecek.
Bülent Ecevit-İsmet İnönü
Gelelim Soldaki Pazara
Peki sol neden büyümedi? Neden iktidar olamıyor? Çünkü sol ve sosyal demokratlarda sırtını bölünmelere dayamış, bölünerek büyüyeceğini sanıyor.
Büyümediler, bölündükçe küçüldüler.
Sol ve sosyal demokratlar siyasette; sırtını hep devrimcilik sömürüsü üzerine dayadı. Kim daha büyük devrimci yarışına girdiler. Kendi pazarını büyütemediler. Pazarında kendisine düşen payını hiçbir zaman alamadılar ve o pazar hiçbir zaman kazandırmadı.
1974 yılında Bülent Ecevit’in ne ezen ne de ezilen, insanca, hakça bir düzen söylemi dışında hiçbir zaman yeni bir şey söylenmedi. Ve kısa vadeli bir kazanç görülse de kalıcı olamadı. Bundan tam elli yıl önce söylenmiş ve o günden sonra hiçbir zaman halka dayalı, halk tarafından kabul gören yeni bir söylem olmamıştır.
Hep bölünerek büyümeye çalıştılar, bölündükçe küçüldüler. Pasta küçüldükçe bu pay kimseye yetmez oldu. Bu nedenle hep iç kavgalarla geçti koca yetmiş yıl.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde çok partili hayata geçildiği 1956 yılından bu yana hafızalarımıza kazınan sadece iç çekişmeler ve dönemsel söylemlerden öteye geçmeyen bir koca yetmiş yıl olmuş.
ılıçdaroğlu-İnce
1956-1974’te Bülent Ecevit İsmet İnönü çekişmesi.
1980-1990’da Erdal İnönü Deniz Baykal çekişmesi.
1990-2000’de Deniz Baykal Ertuğrul Günay çekişmesi.
2000-2009’da Deniz Baykal Mustafa Sarıgül çekişmesi.
2010-2019’da Kemal Kılıçdaroğlu Muharrem İnce çekişmesi.
2019-2023 yılları Kemal Kılıçdaroğlu Ekrem İmamoğlu çekişmesi.
Bu da devrimcilik sömürüsü.
Her kim ki sömürüye sırtını dayamışsa mutlaka yıkılmıştır.
Bu topraklar devrimci gördü. Bundan tam yüz yıl önce biri geldi ve cumhuriyeti kurdu. Mustafa Kemal Atatürk’ün yeri asla dolmaz.
Bu toprağa devrimciler geldi ve en uzun koşusunu en kısa sürede koştular. Bu vatan parsel parsel satanların vatanı değil, tam bağımsız Türkiye hayali peşinde koşanların vatanı ve onun uğrunda darağacına giden Deniz, Yusuf, Hüseyin’i gördü.
Yerleri asla dolmaz. Yapılacak tek şey o hayalin peşinden koşmak.
İkinci yüz yılda bu vatanı büyütmek için yeni şeyler söyleme zaman geldi de geçti.
Bu kavga kazandırmaz sadece kaybettirir,
Bu pazarı büyütmekten başka çareniz yok.
Bu pazarda bu payla da büyümeniz imkansızdan öte değil.
Kalın sağlıcakla…


